İÇ HASTALIKLARI UZMANI

Troid bezi bedenimizin metabolik etkinliklerini yöneten iç salgı bezidir.
Yeterli miktarda troid hormonu üretilmezse hipotiroidi dediğimiz tiroid bezi tembelliği oluşur. Bu durumda kilo alma, yorgunluk, cilt kuruması, depresyona yatkınlık, kas ağrıları, uyku hali, ödem, kabızlık, saç dökülmesi, tırnak kırılması, unutkanlık, kalp ritminde yavaşlama, ilerleyen dönemde kalp yetmezliği durumuna sebep olabilir.


Fazla miktarda tiroid hormonu üretilmesi durumunda hipertiroidi dediğimiz durum ortaya çıkar ki bu da kalpte çarpıntı, ritm bozukluğu, kilo kaybı, ishal, terleme, ellerde titreme, sıcağa tahammülsüzlük, uyku bozukluğu, sinirlilik hali yapabilir.


Tiroid bezinin normalden büyük olması durumuna da GUATR adı veriyoruz. Guatr da troid hormonu normalden fazla, az ya da normal olabilir. Tiroid bezi büyüyünce çevre dokulara yaptığı bası etkisiyle seste çatallanma, ses kısıklığı, nefes darlığı, yutma güçlüğü olabilir.
İyot tiroid bezinin normal çalışması için elzem bir maddedir. İhtiyacımız olan iyotu yiyecek ve içeceklerden almamız gerekir. İyot yetersizliği durumunda tiroid bezi hormon sentezini yetiştirebilmek için büyümeye başlar ve guatr oluşur. Fakat gereğinden fazla iyot alımı da tiroid sorunlarına neden olabilir. İyot değeri tiroid bezinin normal çalışması için çok önemlidir. Bu bağlamda sadece tuzların iyotlu kullanılması bile iyot ihtiyacımızı karşılamamız için yeterlidir.

TİROİD NODÜLÜ
Tiroid dokusu içinde oluşan farklı yapıda ve değişik büyüklüklerdeki kitlelerdir. Birçoğu iyi huyludur. Tiroid nodülünün kanser hücresi içerip içermediği ya da ilerisi için böyle bir eğilim taşıyıp taşımadığını anlamanın en doğru yolu “tiroid ince aspirasyon biyopsisi “ yapmaktır.
Hangi nodüle biyopsi yapılacağı hekiminiz tarafından bazı kriterlere göre belirlenmekte ve önerilmektedir.


Nodüle CERRAHİ girişim yapılıp yapılmayacağını biyopsi sonucuna göre hekiminiz karar vermektedir.
Tiroid nodüllerinde ilaç kullanılıp kullanılmayacağı nodülün özelliğine göre değişmektedir.

Hashimato hastalığı kendi bağışıklık sistemimizin boynumuzda yer alan tiroid bezine saldırması sonucu ortaya çıkan OTOİMMUN bir hastalıktır. Bu durum zamanla tiroid bezinin yeterli hormon üretmemesine yani hipotiriodi ye sebep olur.

Hashimato Hastalığı İçin Risk Faktörleri;
• Kadın cinsiyeti
• Orta yaş
• Genetik Yatkınlık
• Radyasyon maruziyeti
• Gebelik

Hashimato Hastalığının Semptomları Nelerdir;
Hashimato Hastalığı hipotiroidiye ilerlediğinde semptom verir. Bu durumda,
• Halsızlık
• Kas Krampları
• Kabızlık
• Ciltte kuruma
• Saç dökülmesi
• Tırnak kırılması
• Çabuk üşüme
• Depresif ruh hali
• Unutkanlık
• Kilo alma
• Adet düzensizliği
Belirtileri olabilir.


Hashimato Hastalığının Teşhisi Nasıl Konulur;
Otoimmun bir hastalık olduğu için kanda Anti TPO(Anti Tiroid Peroksidaz) ve/veya Anti TG(Anti Tiroglobulin) antikorları yüksek bulunur. Şunu da belirtmek gerekir ki her Hashimato Hastalığı olanın kan antikor düzeyi yüksek olmayabilir.


Hashimato Hastalığı Tedavisi;
Hastanın tiroid hormon profili eutiroid dediğimiz normal seviyelerde ise sadece belli aralıklarla takip edilir, kan tiroid hormon seviyeleri, tiroid ultrason takibi yapılır.


Eğer kan testi hipotiroidiyi (tembel tiroid) gösteriyorsa sentetik tiroid hormonu olan “levotiroksin” ile tiroid hormon replasman tedavisi yapılarak hasta eutiroid (normal tiroid hormon düzeyi) hale getirilir.


Hashimato Hastalığında Mineral- Vitamin desteği Tedavisi;
Küçük bir hasta grubunda yapılan çalışma olduğu için kesin bir sonuç vermese de ÇÖREK OTU nun Hashimato Hastalığında faydalı olabileceği düşünülüyor. Çörek otunu öğüttükten sonra haşlayarak demleyip çayı günde 1 fincan tüketilebilir.
SELENYUM un tiroid hücresini koruyucu etkisi kanıtlanmamıştır. Düşük selenyum seviyelerinde immun fonksiyonlarda bozulma bildirilmektedir.

Hashimato Hastaları İçin Beslenme Önerileri;
Aşağıda yer alan besinlerin Hashimato hastalarında tüketilmesi kilo verememe ya da kilo alımına sebep olabilmektedir.


Tahıllar: Buğday, çavdar, arpa, bulgur, beyaz un, darı
Kuruyemişler: Badem, ceviz, çam fıstığı
Yağlar: Ayçiçeği, soya yağı
Meyveler: Çilek, üzüm, nektar, karpuz, kavun
Baklagiller: Nohut, kuru fasülye, soya
İçecekler: Kahve, siyah çay, yeşil çay (Çay yaprakları toprak ve havadan bol miktarda florid i bünyesine alır. Florid, tiroid bezi yetmezliğine sebep olur.)

Hashimato Hastaları İçin Tüketilmesi Önerilen En Faydalı Antiinflamatuar Besinler;
• Kereviz
• Pancar
• Ceviz
• Zerdaçal
• Ananas
• Zencefil
• Koyu yeşil yapraklı sebzeler


Hashimato Hastalığında Kilo Kontrolü İçin Önerilen Meyveler;
Hashimato hastalarının büyük çoğunluğunda “insülin direnci” yüksektir ve karbonhidrat toleransı düşüktür. Bu nedenle “düşük glisemik indeksli” besinler tercih edilmelidir.
• Elma
• Portakal
• Greyfurt
• Armut
Tüketilebilecek meyveler arasındadır.

Hashimato Hastaları İçin Muthiş Bir İçecek;
Aşağıda anlattığım kür haftada 1 kez, 1 bardak şeklinde tüketilir.
• 1 adet havuç
• 1 adet pancar
• 2 adet kereviz sapı
• Çeyrek ananas
• 1 adet yeşil elma
Katı meyve sıkacağından geçirilerek sıvı hale getirilir.

“Prediyabet” olarak ta adlandırılan çağımızın en tehlikeli ve yaygın sağlık sorunlarından biridir.
Karaciğer ve kaslarda bulunan insülin reseptörlerinin insülin hormonuna yanıt vermemesi sebebiyle oluşan, diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları hatta kansere sebep olabilen bir hastalıktır. (Meme, pankreas, karaciğer, kolorektal kanser)


Kimden İnsülin Direncinden Şüphenilmeli;
• Kadınlarda bel çevresi 88 cm, Erkeklerde 102 cm den fazlaysa
• HDL (iyi kolesterol) düzeyi 50 den düşük
• Trigliserid düzeyi 150 den büyükse
• Kan basıncı yükselme eğiliminde ise
• Sık sık acıkıp, tatlı tüketme ihtiyacı duyuluyorsa
• Kolay kilo alıp, zor kilo veriliyorsa
• Gece terlemeleri oluyorsa
• Sabah yorgun uyanılıyorsa
• Unutkanlık, mental yorgunluk varsa
• Gün içerisinde yemek sonrası halsizlik, çarpıntı, uyku ihtiyacı oluyorsa


İnsülin direnci seviyesini ölçtürmekte fayda var.
İnsülin direnci testi sabah aç karına (6-8 saat açlık) yapılmalıdır.
İnsülin direnci seviyesine HOMA-IR skoru denilir ve 2.5 altında olması gerekir.
Açlık kan şekeri düzeyi 100 mg/dl yi geçmemelidir.


İNSÜLİN DİRENCİ TEDAVİSİ
Yıllardan beri tedavide önerdiğimiz bir piramit var.
Egzersiz
Tıbbi beslenme tedavisi
İlaç

Piramitin en üstünde egzersiz yer alır. Haftada 4 gün, 50şer dakikalık hızlı ve tempolu yürüyüşü içerir.
Tıbbi Beslenme Tedavisi;
-Şekerin her tipinden uzak durmak (meyve şekeri dahil)
- Beyaz un, pirinç, makarna, meyve suyu ( taze sıkılmış bile olsa) tüketmemek
- 2 öğün beslenme sistemine geçmek, aradaki 14-16 saati sadece su ve şekersiz içeceklerle geçirmek
- Meyve tüketimini günde 1 pozisyonla sınırlamak ( 1 avuç içi büyüklüğündeki meyve yaklaşık 1 porsiyon demektir. Kavun, karpuz da ise 2 dilime denk gelir) Glisemik indeksi yüksek üzüm, incir ve muzdan uzak durmak
- Yağsız protein tüketimini artırarak beslenme listesi oluşturmak( yumurta, hindi, tavuk, peynir, yoğurt gibi) . Bu besinler insülin karşıtı bir protein olan glutatyon yapımını da arttırırlar.

İlaçlar;
Doktorunuzun önerisiyle eklenebilirler. Fakat egzersiz ve tıbbi beslenme olmadan sadece ilaç kullanarak insülin direncinin uzun vadeli tedavisi mümkün değildir. Mutlaka “ yaşam tarzı değişikliği” gerekmektedir.

Bizi virüs, bakterilerden koruyacak silahımız bağışıklık sistemimizin güçlü olmasıdır.
Uykusuzluk, stress, alkol, sigara, hareketsizlik uygunsuz ilaç kullanımı bağışıklık sistemimizi zayıflatır.
Düzenli yürüyüş yapmak, şeker beyaz undan uzak durmak , uykumuzu iyi almak, selenyum-çinko-vitamin D-vitamin C takviyeleri bağışıklığımızı ayakta tutmak için önemlidir.
Omega 3 ten zengin balıklar, yumurta, portakal, limon, mandalina, koyu yeşil renkli sebzeler, kefir, yoğurt, turşu, şalgam tüketimi bağışıklık sistemimizi destekler.

Bağışıklığa güç veren destekler;
• Vitamin D: Kilo başına 100 U/gün önemlidir.
• Çörek Otu: Öğütülüp haşlanıp demleyerek çayı günde bir fincan içilebilir ya da öğütülüp balla karıştırılır yenilir.
• Gulutatyon: Vücut ta bilinen en güçlü antioksidan maddedir. Protein yapılıdır. Çok güçlü bir bağışıklık destekleyicidir. Damar yolundan kullanımı önerilmektedir.
• Çinko pikolinat: Sabah tok karına 30 mg olacak şekilde önerilir.
• Ginseng: Kore ginsengini tercih etmekte fayda var.
• Pellergonium Sidoides: Bağışıklığı arttıran bir akasya bitkisidir. Güney Afrika da yetişir. Hazır preperatlar halinde ağız yoluyla kullanılır.
• Sambucus Nigra: “Kara mürver otu” olarak bilinir. Koyu mor meyvelerden elde edilir. Hazır preperatlar halinde ağız yoluyla kullanılır.
• Ekinezya : Hazır çaylar, hapları şurupları bulunmaktadır.
• Ester-C: Sabah ve akşam tok karnına 1 mg olacak şekilde önerilir. Özellikle ester formu tercih edilir ki mide tahrişi ve böbrek taşı oluşturma riski daha azdır.
• Propolis
• Rodiola(altın kök bitkisi)
• Kuşburnu
Son yıllarda “TAMAMLAYICI TIP” protokollerinin içerisine giren “OZON TERAPİ” nin de bağışıklık sistemimizi güçlendirici etkisi bulunmaktadır.

VUCÜDUNUZU SUSUZ BIRAKMAYIN
Vucüdümuz susuz kaldığında;
• Başımız döner, tansiyonumuz düşer
• Göz ve ağız kuruluğu oluşur
• Unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü yaşanır.
• Daha çok karbonhidrat ağırlıklı beslenme ihtiyacı oluşur.
• Kabızlık atakları sıklaşır.
• Bağışıklık sistemimiz zayıflar.

Kollajen , extrasellüler matrix denilen hücreler arası maddenin ana maddesidir.

Kemiklerde, bağ dokusu, eklem, deride bol miktarda extrasellüler matrix bulunur.

ESM(Extrasellülermatrix)in üç ana bileşeni vardır:
• Kollajen
• Elastin
• Glikoaminglikan lar
ESM: Esneklik sağlar,kemiğe sağlamlık verir, büyüme hormonu içerir.


Kollajen protein yapısındadır, kilo alımına sebep olmaz. Kollajenin vucütta gastrointestinal sistemden emilebilmesi için mikromoleküler halinde olması gerekir.


Vucütta 20 tip kollejen var.
Kollajen Tip 1: En fazla deride bulunur.
Deride: %80 Tip1
%20 Tip 2-3
Bağ dokusunda-eklemde: %80 Tip 2
%20 Tip 1-3 kollejen bulunur.
Cilt için kullanılacaksa Tip 1 ağırlıklı , eklem için kullanılacaksa Tip 2 ağırlıklı kollajen tercih edilmelidir.
Günlük kollajen ihtiyacı 10 gr dır. Kullanılan preparatlardaki kollejen miktarı 2.5 gr üzerinde olmalıdır ki cilde ulaşabilsin.
Osteoporoz (kemik erimesi ) da kollajen kullanımı ile ilgili herhangi destekliyici bir yayın bulunmamaktadır.


KOLLAJENİN KAYNAKLARI
Sığır
Balık
Tavuk kollajeni bulunmaktadır.
Tip 2 Kollajen: Tavuk ayak, horoz ibiğinden yapılır. Eklem için kullanılacaksa tavuk kollajeni tercih edilmelidir.
Tip 1 Kollajen: Sığır veya balıktan elde edilir.
Balık dip balığı ise ağır metal içerme riskine karşı sığır kollajeni tercih etmekte fayda vardır.


KOLLAJEN EMİLİMİNİ NASIL ARTTIRIRIZ
N.asetil sistein (NAC)
Vitamin C
Selenyum ile birlikte tüketilmesi emilimini arttırabilmektedir.
Kullanılan kollajen preperatlarının früktoz içermemesine dikkat edilmelidir.
En fazla kollajen miktarı toz daha sonra sıvı en sonra tablet kollajende bulunur.
30 yaşından sonra vücudümuzun kollajen sentezi azalır.
Kollajen kullanılması gereken hasta grubu;
• Kanser geçmişi olanlar
• Aktif kanser hastaları
• Böbrek hastaları
• Gebeler, emzirenler
• 18 yaş altı olanlar kollajen kullanımında sürekli tedavi önerilmez. 3 ay kullanıp, 6 ay bırakma şeklinde kullanımı önerilir.
Kollajenin ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda el, ayak ödemi, göz çevresi ödemi, gastroözofageal reflü bulguları olabilir.
Kollajenin gece kullanımı önerilmektedir.

KOENZİM Q 10
Vücut için çok önemli bir antioksidandır. Hücre içerisinde enerji üretimini sağlar, mitokondrinin iç zarını döşer. Kinan grubundandır, yağda çözünebilir. Kalp, beyin, böbrekte çok miktarda bulunur. Sürekli sentezlenir, hiçbir zaman depolanmaz yaş ilerledikçe vücutta azalır. Yaş, kronik hastalıklar, ağır otoimmun hastalıklar, kardiyovasküler sistem hastalıkları, Parkinson, Alzheimer hastalığı, kanserlerde, statin türevi kolesterol düşürücü ilaç kullanımında vücuttaki düzeyi azalır.
Yukarıdaki grubun Koenzim Q10 takviyesi alması gerekmektedir. Antioksidan- antienflamatuar özelliği vardır. Hücrenin kendi kendisini yok etmesini önler ve yaşlanma önleyici etkisi ortaya çıkar.
Kalp damar hastalıklarında
Kolesterol yüksekliğinde
Tansiyon yüksekliğinde
İnsulin direncinde
Alzheimer – Parkinson hastalığında
Migrende
Erkek kısırlığında
Kozmetik nedenlerle(yaşlanma durdurucu antiaging etki) tedavisinde yeri vardır.
KOENZİM Q10 EKSİKLİĞİ BELİRTİLERİ;
• Kronik yorgunluk
• Fibromiyalji
• Kas krampları
• Migren
• Unutkanlık
• Depresyona meyil
• Sisli beyin
KOENZİM Q10 HANGİ BESİNLERDE BULUNUR;
• Kırmızı et
• Sakatat
• Tahıllar
• Ispanak
• Brokoli
• Karnabahar
• Portakal
• Çilek te bolca bulunur.
Kullanımında ubikinol ya da lipozomal formu tercih edilmelidir.
Kan sulandırıcı kullananlarda dikkatli alınmalıdır( Koenzim Q10 kan sulandırıcıların etkisini azaltabilir)
MAGNEZYUM
Deniz suyunda ve en çok toprakta bulunan bir elementtir. Yeşil yapraklı sebzeler, tahıl, balık, fındık, fıstık, kereviz, pırasa, badem de bolca bulunur. Günlük ihtiyaç 300-350 Mgr/gün dür.
Emzirme dönemi, gebelik ve çok terleyenlerde ihtiyaç artar.
Sık ishal olanlar, diyabetik hastalarda, alkolü yoğun tüketenlerde de magnezyum eksikliği görülebilir.
Vucutta %60’ı kemiklerde
%40 ‘ı kan dolaşımı, kaslarda depolanır.
Magnezyum eksikliğinde sisli beyin, kas krampları, tansiyon yükselmesi, kalp ritm bozuklukları görülür. Magnezyum; oksit, hidroksit ve sülfat formlarının emilimini düşüktür, kullanımı önerilmez.
Magnezyum sitrat
malat
glisinat
taurat formlarının emilimi iyidir.
Mg sitrat; Kramp gidermede kullanılır. İshal yan etkisi olabilir. Kabızlık yakınması olanlarda tercih edilmelidir.
Mg malat; Beyin fonksiyonları, kas problemleri için tercih edilir.
Mg glisinat; Hafıza probleminde tercih edilir. Kas problemlerinde kullanılabilir.
Mg taurat; Kardiyovasküler sistem, beyin fonksiyonları için önerilir. Kalp ritm sorunlarında taurat formu tercih edilir.

D VİTAMİNİ KULLANIMI
D vitamini tek başına mı alınmalı K2 vitamini ile birlikte mi alınmalı?
K Vitamini; Pıhtılaşmayı sağlayan yağda eriyen bir vitamindir. K vitamini vücutta bağırsak bakterileri tarafından yapılır, besinlerle alınır.
K1-K2 olmak üzere 2 önemli formu vardır.
K1 vitamini; Yeşil yapraklı bitkisel gıdalardan alınır. Pıhtılaşma sistemi için önemlidir.
K2 vitamini; Hayvansal gıdalardan alınır, bağırsak bakterileri üretir. Kemik ve kardiyovasküler sistemde etkilidir. Pıhtılaşma fonksiyonu azdır.
Kronik karaciğer hastalığı, ileri düzeydeki çölyak hastalığında K vitamini eksikliği görülebilir.
K Vitamini takviyesi sırasında, Antioksidanların etkisi azalabilir. Antibiyotiklerle , kalp ilaçları ile olumsuz etkileşebilir. Şimdiye kadar yapılan yayınlarda D vitamini ile K2 vitamininin birlikte kullanımının osteoporoz tedavisinde yeri olduğuna ve D Vitamininin etkisini arttırdığına dair veri bulunamamıştır.

Vucudumuzda doğduğumuzda 8 milyon kıl folikülü vardır. Bunların 1 milyon tanesi baş, boyun bölgesindedir. Saçlarda 100-150 bin arası kıl folikülü vardır.


Erkeklerdeki saç dökülmesinin en önemli sebebi testosteron fazlalığı, Kadınlardaki saç dökülmesinin en önemli sebebi östrojen azalmasıdır.
Androjenik (erkek tipi) saç dökülmesinin erkeklerde tedavisi vardır.

Kadınlarda Hormonal Nedenli Saç Dökülmeleri Sebepleri;
• Gebelik
• Lohusalık
• Doğum kontrol haplarının birden kesilmesi
• Östrojen azlığı
• Testosteron fazlılığı
Çevresel Faktörler;
• Toksinler
• Saç boyaları
• Saç şampuanları
Vitamin Mineral Eksiklikleri;
• Biotin( Vitamin H)
• Vitamin B12


Beslenme Şekli; Gluten, karbonhidrat, yağ ağırlıklı beslenmelerde saç dökülmesi sık görülür.
• Normal saç günde 50-100 tel dökülür.
• Kıl folikülü kaybında geri dönüşümsüz saç kaybı yaşanır.
• Kadınlarda orta hat ve kenarlarda saç volüm azalması şeklinde görülür.
• Sağlıklı kıl foliküllerinin ömrü 85 senedir.

Saç dökülmesinde vitamin- mineraller hangi seviyelerde tutulmalıdır;
Vitamin B12: 500-600 üzerinde
Biotin: 500’ün üzerinde
Demir: Demir depolarının dolu olması gerekir
Çinko: Depoların dolu olması gerekir
Vitamin D: 50 nin üzerinde olması gerekir

İnsan vücudunda yağ yapısındaki maddelerin taşınması ve vücut savunmasının sağlanmasında görevli dolaşım ağına “lenfatik sistem” denir.

Lenfatik dolaşımı sağlayan lenf damarlarının üzerindeki kontrol noktalarında Lenf Bezleri yer alır.

Normal Lenf bezi 1-15 mm çaplı, kapsüllü ve yuvarlak şekillidir.
Lenf damarları boyunca sıralanıp, zincir gibi dizilirler.

Lenf bezleri vücuttaki yabancı maddeleri tanırlar, vücuttaki mikroorganizmaları , yabancı maddeleri algılarlar ve bağışıklık sistemini uyararak bu yabancılara karşı savunma mekanizmalarının devreye girmesini sağlarlar.


LENF BEZLERİ NERELERDE BULUNUR?
Boyun ön arkası
Kafanın arkası
Kulağın ön arkası
Çene altı
Köprücük kemiğinin üst kısmı
Koltuk altı
Dirsek etrafı
Kasık
Diz etrafı
Karın içinde
Pelvis dediğimiz leğen kemiğinin içinde ve göğüs kafesinin ortasında bulunurlar.

LENF BEZLERİ NEDEN ŞİŞER?
Bakteriler, Virüsler
Romatizmal hastalıklar
Otoimmun hastalıklar(vücudun kendi dokusuna saldırması sonucu oluşur)
Toksik maddeye maruz kalma
İlaçlar
Lenfoma, Lösemi ya da vücut kanserlerinin lenf bezlerine sıçraması(metastas)
Lipid-karbonhidrat depo hastalıkları lenf bezlerinin şişmesine neden olabilir.
• Hangi bölgedeki lenf bezi şişmesi daha tehlikelidir?
Köprücük kemiği üzerindeki lenf bezi büyümeleri kötü huylu hastalıklar açısından uyarıcıdır.
Koltuk altı ön bölgesindeki lenf bezi şişmeleri meme kanseri için uyarıcıdır.
• Tutulan Lenf bezi bölgesi ile hastalık ciddiyeti arasında bağlantı var mı?
Kesinlikle var. İki veya daha fazla bölgedeki lenf bezi şişmesi yaygın lenf bezi büyümesidir ve daha fazla ciddiyet arz eder. Lenf bezinin kıvamı da çok önemlidir. Yumuşak kıvamlılar enfeksiyon düşündürürken, sert yapıdakiler altta yatan kronik hastalık belirtisi olabilir.


• Lenf bezi büyümesinde ağrı olur mu?
Lenf bezi büyüyünce kapsülü gerilir ve ağrı oluşabilir. Lenf bezi üzerinde ısı artışı, kızarıklık varsa altta yatan bir enfeksiyon varlığı düşünülebilir.
Bulgulara ateş, gece terlemesi eşlik ediyor ve 1 aydan uzun sürmüşse mutlaka hekiminize başvurmanız gerekmektedir.
Lenf bezinin etrafa yapışık olması, hareketinin kısıtlanmış olması altta yatan bir kanserin lenf bezine sıçramasını düşündürür.
• Tanıda hangi yöntemler kullanılır?
Hekiminiz tarafından yapılan fizik muayenede kıvamı, hareketliliği, hassasiyeti, boyutu, kas bölgeyi tuttuğu ve tutulan bölgenin hangisi olduğu değerlendirildikten sonra bir takım kan testleri(enfeksiyon, inflamasyon, altta yatan hastalık değerlendirilmesi için) yapılır.
Görüntüleme yöntemi( USG, Akciğer Grafisi, CT, PET-CT) gibi tetkikler istenebilir.

Tüm bulgular kötü huylu bir hastalık şüphesi doğuruyorsa bu durumda lenf bezi eksizyonel biyopsi( tüm lenf bezinin çıkarılması) işlemi ve patolojik inceleme önerilir. Genellikle inceleme için en büyük lenf bezi tercih edilir.
• Lenf bezi büyümesinin tedavisi nasıl yapılır?
Viral ya da bakteriyel enfeksiyon kökenli olanlarda nedene yönelik tedavi yapılır. Tedavi sonrası lenf bezi görüntülemesi tekrarlanır.
Diğer durumlarda altta yatan hastalığa yönelik tedavi ya da kullanılan ilaca bağlı büyüme ise alternatif ilaçla değişim, yeni tedavi protokolü oluşturma yoluna gidilir.


Biyopsi yapılanlarda tedavi biyopsi sonucuna göre yönlendirilir.

Tıbbi adıyla Non Alkolik Yağlı Karaciğer(NAYKH) alkole bağlı olmadan karaciğerde normalden fazla yağ birikimiyle oluşan bir hastalıktır.
NAYKH nın 2 tipi vardır: Basit Yağlanma: %80 oranında Non Alkolik Steatohepatit:%20 oranında görülür.


NASH (Non Alkolik Steatohepatit) nedir?
Karaciğerde normalden fazla yağ birikimi ile beraber inflamasyonun da beraber olduğu durumdur.Zamanla karaciğperde fibrozis (nedbe dokusu) oluşumuna yol açar,siroz ve karaciğer kanserine neden olabilir.


BASİT YAĞLANMA NEDİR
Karaciğerde normalden fazla yağ birikiminin görüldüğü,inflamasyon fibrozisin olmadığı durumdur.
Genellikle önemli bir sağlık sorununa yol açmaz.


LABARATUAR DEĞERLERİNDE BASİT YAĞLANMA İLE NASH ARASINDA FARK VAR MIDIR?
Evet,NASH DE %100 olmamakla birlikte ALT,AST (karaciğer kan testleri) genellikle yüksektir.
Basit yağlanmada ise ALT,AST genellikle normaldir.
Fakat %100 geçerli olmadığı için basit yağlanma ile NASH ayırımı karaciğer kan testlerine göre yapılamaz.
Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı (basit yağlanma) erişkinlerde %25 oranında görülür.


YAĞLI KARACİĞER HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR
Genellikle hiç belirti vermez.
Bazen yağ biriken karaciğerin büyümesi ,karaciğer kapsülünün gerilmesi ile karın sağ üst kısmında dolgunluk hissi ,huzursuzluk ,ağrı olabilir.Belirtiler genellikle siroz geliştikten sonra ortaya çıkar (karında sıvı birikmesi,dalak büyümesi ,avuç içi kızarıklığı ,erkeklerde meme büyümesi ,göğüs kıllarının dökülmesi)


YAĞLI KARACİĞER TEŞHİSİ NASIL KONULUR
Genellikle tesadüfen yapılan Batın Ultrasonografisinde karaciğer yağlanması saptanması ya da alt-AST değerlerinde yükselme ile fark edilir.
Yağlanmanın basit mi steatohepatit mi olduğunu ayırt etmede KARACİĞER BİYOPSİSİ çok kıymetlidir.
Bir diğer tanı yöntemi FİBROSCAN denilen acısız,zarasız bir şekilde karaciğer fibrozisinin evresini gösteren cihazdır.cihaz ultrasonografinin tesbit edemeyeceği kadar az yağı tesbit edebilir.


KARACİĞER ULTRASONOGRAFİSİNDEKİ YAĞLANMA DERECESİ İLE KARACİĞER HASARI ARASINDA DOĞRU ORANTI VAR MIDIR?
Hayır
Ultrasonografik olarak yağlanma ne kadar çoksa karaciğer hasarı o kadar çoktur anlamına gelmez.


YAĞLI KARACİĞER HASTALIĞININ KOMPLİKASYONLARI NELERDİR
Yağlı Karaciğer Hastalığının %80 inde ciddi bir sağlık sorunu gelişmez.
Ancak %20 sini oluşturan NASH hastalarında siroz , karaciğer kanserine ilerleme görülebilir.


YAĞLI KARACİĞER TEDAVİSİ
Kilo kaybı ve fiziksel aktiviteden başka kesin olarak onaylanmış bir ilaç bulunmamaktadır.
Kilo kaybı kademeli olmalıdır (haftada en
fazla 1.6 kg kayıp olmalı.Hızlı kilo kaybı karaciğer yağlanmasını daha da arttırabilir.)
NASH i ortadan kaldırmak için 1 yıl içinde vücut ağırlığının en az %7 sini
Fibrozisi ortadan kaldırmak için 1 yıl içinde vücut ağırlığının en az %10 unu
kaybetmek gerekir.
1 yıllık süre içinde vücut ağırlığının en az %10 u kaybedildiğinde fibroziste %45 gerileme görülür.


YAĞLI KARACİĞER HASTALIĞINDA ÖLÜM NEDENLERİ NELERDİR?
Kalp damar hastalığı(kalp krizi ,beyin felci) riski yüksektir.
Kalp kaynaklı ölümler 1. Sıradadır.
2. en sık ölüm nedeni kanserlerdir.
3. sırada siroz yer alır.